Kurşun Kalem Gibiyiz!

kursun-kalem

Bugünlerde kalemi unutur olsak da, aslında hepimiz kurşun kalem gibiyiz;
Masamda eskiden yazdığımız, aslında yazmaya çalıştığımız daktilonun yerini çoktan almış, hatta yeni nesile daktiloyu bile unutturmuş, ekrana bağlı klavye denen tuşlar takımı. Tik tak tak. Kâğıt sanal bir sayfadan ibaret. Kalem? Kalem mi? O da ne? Kalemi çoktandır unutur olduk sanki.
Kurşunkalem gibiyiz, yazdıklarımız silinebilir, hatalarımız düzeltilebilirse de izlerini tümüyle yok edemiyoruz. Hayatta yaptıklarımız da sanki kurşun kalemle yazmak gibi; silinebilir ama tamamen değil, mutlaka bir iz bırakır arkasında… Silebilmek için yazdıklarımızı, öncelikle özür dilemesini bilmek gerekir. Yanlış anlaşılmalar, ufak tefek hatalar ancak samimi bir özür ile düzeltilir. Kurşun kalem her ne kadar silinebilir olsa da, bastırmadan –yani hatada ısrar etmeden- yazılmış olmalı ve önemli bir nokta; iyi silgi –yani olumlu insani ilişkiler- gereklidir… Yoksa insani ilişkilerimizdeki kopukluklar ve hatada ısrar etmek geri dönüşü olmayan yola adım atmak olur sadece… Geçmişi değiştiremeyiz çoğu zaman ama düzeltme yoluna gidebiliriz. Üzdüklerimizden, kırdıklarımızdan af dileyebiliriz, hatalarımızdan, günahlarımızdan tövbe edebiliriz, yanlış yaptıklarımızı düzeltip, yeniden deneyebiliriz. Böylece hem hatamızda ısrar etmeyerek kelâmı kalemle seslendirmiş, hem de “Af dileyebilmek” gibi iyi bir seciyeye sahip olma vasfına erişmiş oluruz.
Kurşunkalem gibiyiz, acılarımızsa bizim kalem açacağımız… Santim santim eritir bazı olaylar insanı… Sanarız ki yazmak eziyet olunca, daha iyi yazayım diye, başımızı derde sokar, yani kalemtıraşla tıraşlarız adeta. Yontar acılar, alır götürür bizden bir şeyleri… Ama unutmamak gerekir ki; dertlerle haşir neşir olduğumuzda yani kalem açacağımız ile buluştuğumuzda, açıldıkça kısalsak da, her açılış bir yeni başlangıç olacak; daha güzel, daha zarif yazabilmek için… Belki kâğıtta yeni hayata “merhaba” yazacak o zarif tıraşlanmış uç! Yeni bir imza atacak! Ya da hat sunacak istikâmet alabilmek üzere… Yaşadığımız zorluklar ile kişiliğimizin biçimlenmesine yardımcı olacak, bizi olgunlaştırıp, bize biz katacak. Bu nedenle kalem açmak ne kadar lüzumluysa daha güzel yazmak için, acılara tahammül edebilmek de o kadar mühimdir hayatta ayakta kalmak için…
Kurşunkalem gibiyiz, birisinin elimizden tutmasına izin verirsek çok şey yapabiliriz. Kurşun kalemler masa üstünde durarak, kendi başlarında bir roman, bir şiir, bir hikâye ya da bir hüsnü hat yazamaz. İlla biri onların elinden tutmalı, bir tarafa sürüklemeli onları… Sürükleyen ya da elinden tutan el, maharetliyse eğer, kalem de işler sanatını kâğıda… Hayatta da elimizden tutanlar bize değer katacak kişilerse eğer, çok şey katar yaşantımıza… Mürşidimiz bizdeki mahareti, kendi maharetleriyle harmanlarsa, hayatımıza renk katar, bizi başarıya sürükler, bir hayat sanatı çıkar ortaya. Kalem ne kadar maharetli olursa olsun, tutan el maharetli değilse, karalama oluverir her şey, adeta kâğıt işkence çeker. Hayatta da elimizden tutanlar, dostlarımız bize bir şey katmazsa eğer, hayatımız da işkence çeken kâğıt misali bir karalamaya döner, ızdırap olur…
Kurşunkalem gibiyiz, sağ üst köşeden kâğıda düşen bir ışığa muhtaç yaşarız. Eliyle bize destek olan yazı üstadımız, her ne kadar ne yazacağını bilse de, bizi nasıl yönlendireceğini aklında canlandırabilse de, bir küçük ışık gerek, görebilmek adına… Gerçeği görebilmek adına… Işık süzmesi olmadan yazamaz hiçbir kalem, kelam dökülmez satırlara… Kurşunkalem gideceği yeri göremezse, kimse yardım edemez yazmasına… Biz de gideceğimiz yeri, hayatta iz bırakacağımız satırları göremezsek, hedeflerimizi, sınırlarımızı, çizgilerimizi, en önemlisi de yazdıklarımızı göremezsek devam edemeyiz, ya da devam ettikçe yönümüzü şaşırıp çizgilerin dışına çıkmaya başlarız. Serkeş bir yazının, sarhoş harflerinden ibaret olur hayatımız. Bu nedenle nasıl ki Kurşun kalem ihtiyaç duyar bir ışığa, hayatımızda da bize hedeflerimiz, planlarımız yardımcı olur. Yaptıklarımızı düşünmek, değerlendirmek, her seferinde daha iyisini yazmak adına kendimizi görebilmek lüzumu vardır. Gördün mü, bilirsin! Bildin mi, okursun hayatı! Hayatı doğru okuyan, doğru izler bırakır kurşunkalemle kâğıtlarda, yaşantılarla hayatta…
Kurşunkalem gibiyiz, her fırsatta izimizi bırakabiliriz. Bazen bir nokta, bazen bir çizgi, bazen bir harf, bazen bir hece, bazen bir kelime, hatta bir cümle… Ne yaptığımızdan, ne yapmaya çalıştığımızdan çok bıraktığımız izlerle hatırlanırız. Bazen oluruz bir kıta şiir, bazen bir paragraf, bazense sadece kâğıtta bir leke… Yaşamda var oluş nedenimiz budur; iz bırakmak! Kalemsen eğer, yazmalısın! Belki küçük bir yolda, belki birlikte olduğumuz insanlarda, belki de yetiştirdiğimiz insanlarda, ama kesinlikle arkamızda iyi iz bırakabilmek için kalem gibi dosdoğru yaşamalıyız hayatı… Bazen vasfımızın dışında karalarız bir şeyleri, bazense yanlışlıkla dokunuruz kâğıda; yazmaktan ziyade lekeleriz onu… Hayatta kimseyi karalamamak, lekelememek olmalı amacımız, kurşun kaleme karalamak yakışmaz! Yazalım hüsnühatla harfimizi, sırrımızı saklayalım bir vav’da, dosdoğru bir çizgimiz olsun, bir duruşumuz olsun elifce ve en önemlisi de noktayı doğru zamanda, doğru şekilde koyalım, İnşallah!

Osman Said Demiryılmaz – Kurşun Kalem
Ayvakti Dergisi, 144. Sayı (Mayıs-Haziran 2013)

Bir Cevap Yazın